Telefon ve e-posta Desteği
Sıkça Sorulan Sorular
Yazarlar İçin Teknik Bilgiler
İletişim Bilgileri
Ana Sayfaya Dönüş
 

Kongre Takvimi
Buradaki bilgiler JournalAgent™ online dergicilik sisteminden alınmaktadır.

Kadyn Doğum Dergisi

: 10 (3)
Cilt: 10  Sayı: 3 - 2012
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Anormal Servikal Smear Sitolojili Hastaların Histopatolojik Değerlendirilmesi ve Demografik Analizi
Histopathological evaluation and demographic analysis of patients with abnormal cervical smears
Deha Denizhan Keskin, Özhan Özdemir, Oğuz Yücel, Ezgi Erdoğan Güngül, Seda Keskin
Sayfalar 2440 - 2447
AMAÇ: Anormal servikal smear sitolojili hastaların histopatolojik değerlendirilmesi ve demografik analizi
YÖNTEMLER: Kliniğimizde uygulanan sitolojik tarama programında, 2005 - 2011 tarihleri arasında anormal servikal sitolojili 1015 hastanın kolposkopik biyopsi sonuçları ve demografik özellikleri retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Çalışmamızda anormal sitoloji yüzdeleri; Önemi belirlenememiş atipik skuamöz hücreler (ASC-US) % 63.4, düşük gradeli skuamöz intraepitelyal lezyon (LGSİL) % 30.3, yüksek gradeli skuamöz intraepitelyal lezyon HGSİL % 5.2, yüksek gradeli lezyonun ekarte edilemediği atipik skuamöz hücreler (ASC-H) % 0.7, Önemi belirlenememiş atipik glandüler hücreler (AGUS) % 0.4 olarak bulundu. ASC-US grubunda histopatolojik olarak % 51.3 oranında düşük gradeli lezyon saptandı. Bu oran ASC-US takibinin ne kadar önemli olduğunun göstergesidir. LGSİL ve HGSİL gruplarında yüksek gradeli lezyon saptanma oranları literatür verilerine benzer bulunmuştur. Özellikle HGSİL’deki % 66.03’lük yüksek gradeli lezyon saptanma oranı tedavide geç kalınmaması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
SONUÇ: Servikal sitolojik anormallikler uygun takip ve tedavi yöntemleriyle invaziv serviks kanserine ilerlemeden kontrol altına alınabilmektedir.
OBJECTIVE: Histopathological evaluation and demographic analysis of patients with abnormal cervical smears
METHODS: According to the cytologic screening programme used in our clinic, colposcopic biopsy and treatment results of 1015 patients with anormal cervical cytology, between the years 2005 - 2011, examined retrospectively.
RESULTS: In our study, anormal cytology results were defined as ASC-US 63.4 %, LGSIL 30.3 %, HGSIL 5.2 %, ASC-H 0.7 %, AGUS 0.4 %. Histopathologically in ASC-US group, low-grade lesions in the rate of 51.3 % was determined. This ratio is an indication of the importance of ASC-US follow-up. High-grade lesion detection rates in HGSİL and LGSİL groups was similar to literature data. Especially in HGSİL cases, high-grade lesion detection rate of 66.03 % shows the need for not to delay in treatment.
CONCLUSION: As a result, with appropriate follow-up and treatment methods cervical cytological abnormalities can be controlled before advance to invasive cervical cancer.

2.
Skarsız Uterusta Uterin Rüptür: Olgu Sunumu
Uterine Rupture in a Patient with an Unscarred Uterus: A Case Study
Özhan Özdemir, Oğuz Yücel, Seda Keskin, Deha Denizhan Keskin
Sayfalar 2448 - 2451
Giriş: Doğum esnasında uterin rüptür hemen teşhis edilip, müdahale edilmediği takdirde anne ve bebek ile ilgili ağır mortalite ve morbidite riski taşıyan, nadir ve ciddi bir komplikasyondur. Uterin rüptür, daha önceden mevcut uterin hasar veya anomali sonucunda oluşabileceği gibi travma ile de ilişkili olabilir ya da daha nadir olarak skarsız uterusta görülebilir. Travayda uterin rüptür en sık olarak skarlı uterusta oluşurken, skarsız uterusta görülmesi çok nadirdir.
Olgu sunumu: 33 yaşında skarsız uterusu olan bir ve intravenöz oksitosin infüzyonu ile doğumun indüklendiği hastada gerçekleşen bir uterin rüptür vakası.
Sonuç: Çok nadir olmakla beraber skarsız bir uterusta da rüptür olma ihtimali vardır. Erken teşhis ve beraberinde acil medikal ve cerrahi tedavi ve yenidoğan bakım ünitelerinin gelişimi ile maternal ve neonatal mortalite ve morbidite azalacaktır. Multiparitenin ve gereksiz indüksiyonun azalması, gebenin antenatal takiplerinin daha fazla olması ve doğum için daha elverişli koşulların sağlanması rüptür insidansını azaltabilir.
Background: Uterine rupture during labor is a serious and uncommon obstetrical complication that can lead to severe prognosis for the mother and her child unless immediately diagnosed and treated. Uterine rupture may occur as a result of preexisting injury or anomaly, and it may be associated with trauma or it may complicate labor in a previously unscarred uterus. Most spontaneous uterine rupture occurs during labor in parturient with a scarred uterus, and they are much rarely seen on an unscarred uterus.
Case Presentation: We report the case of a uterine rupture on unscarred uterus in a 33 year old woman after a labor induced by intravenous ocytocine injection.
Conclusion: Despite being very rare, rupture incidence is possible on unscarred uterus. Early diagnosis of unscarred uterine rupture along with an immediate medical intervention and the development of neonatal care units will decrease the maternal and neonatal mortality and morbidity.The reduction of multiparity and unnecessary inductions, increased antenatal monitoring of pregnant women, and convenient conditions for delivery and labour can decrease the rate of rupture incidence.
Key words: Unscarred uterine rupture, risk factors, maternal mortality, perinatal mortality

3.
İkinci Trimester Gebelik Sonlandırılmasında, İntravajinal Yolu Takiben Oral Misoprostol Protokolünün Etkinliğinin Değerlendirilmesi
The Efficiency Of Oral Misoprostol Protochol Following İntravaginal Misoprostol Administration İn Second Trimester Termination Of Pregnancy
Sibel Barut, Özhan Özdemir, Oğuz Yücel
Sayfalar 2452 - 2460
AMAÇ: İkinci trimester gebelik sonlandırılmasında kullanılan misoprostol protokolünün (intravaginal misoprostol kullanımını takiben oral uygulanan misoprostol) etkinlik, güvenirlilik ve komplikasyonlar açısından değerlendirilmesi
YÖNTEMLER: Tıbbi nedenlerle 14-28 gebelik haftaları arasında gebeliği misoprostol protokolü ile sonlandırılmış olan 80 olgunun analizi yapıldı. Tüm olgulara 200 mcg misoprostolün (Cytotec 200 mcg tablet x1) vagen posterior fornikse kuru olarak yerleştirilmesini takiben, geçirilmiş sezaryen öyküsü olmayan 67 olguya 4 saat arayla peroral 400 mcg misoprostol (Cytotec 200 mcg x2) maximum 4 doz; geçirilmiş sezaryen öyküsü olan 13 olguya ise; 4 saat arayla peroral 200 mcg misoprostolün (Cytotec 200 mcgx1) maximum 8 doz uygulanmıştır. Olguların 24 saat ve 48 saat sonundaki durumları değerlendirmeye alınmış olup; 48 saat sonrasında abortus/doğum gerçekleşmeyen olgularda yöntem başarısız olarak kabul edilmiştir.
BULGULAR: Olguların %85’inde (68 olgu) ilk 48 saatte abortus/doğum gerçekleşmiştir. İlk 24 saatte abortus/doğum yapan olgu sayısı 43 olup; 24 saatteki başarı oranı %53.75’dir. Geçirilmiş sezaryeni olan 13 olgudan 10’unda ilk 48 saatte abortus gerçekleşmiş olup; başarı oranı % 76.9 olarak bulunmuştur.
Sonuç: Bulgularımız olgu sayısının sınırlı olmasıyla birlikte, hastanemizde ikinci trimester gebelik
SONUÇ: Bulgularımız olgu sayısının sınırlı olmasıyla birlikte, hastanemizde ikinci trimester gebelik sonlandırılmasında kullanılan misoprostol protokolünün etkili ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Ancak; misoprostol için etkili ve güvenilir uygulama şeklinin ve dozunun ne olması gerektiği konusunda henüz fikir birliğine varılabilmiş değildir. Bu konuyla ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihitiyaç duyulmaktadır
OBJECTIVE: The evaluation of misoprostol protocol (orally administered misoprostol following the use of intravaginal misoprostol) in terms of efficiency, reliability, and complications in second trimester termination of pregnancy.
METHODS: 80 cases were analyzed in which the pregnancy of women was terminated between 14-28 pregnancy weeks with misoprostol protocol due to medical reasons. After all patients were given 200 mcg dose of misoprostol (Cytotec 200 mcg tablet x1) inserted into dry vagina posterior fornix, 67 patients without a history of previous cesarean section were given maximum 4 doses of 400 mcg oral misoprostol (Cytotec 200 mcg x2) with an interval of 4 hours, and 13 patients with a history of previous cesarean section were given maximum 8 doses of 200 mcg oral misoprostol (Cytotec 200 mcgx1) at 4-hour intervals. The condition of the patients were followed 24 and 48 hours later, and the method was accepted as failure in cases who has not performed any abortion or birth after 48 hours.
RESULTS: In the 85% of cases (68 cases), abortion / birth took place within first 48 hours. The number of cases who performed abortion / birth within first 24 hours is 43 with a success rate of 53.75% Abortion was observed in 10 of the 13 cases with a previous cesarean section within first 48 hours,and the success rate was 76.9%.
CONCLUSION: Despite of the limited number of cases, the results showed that in our hospital, misoprostol protocol in second trimester termination of pregnancy is both safe and efficient. However, there is still not a consensus on the amount of dose and the safest application method of misoprostol use. Further comprehensive studies are necessary on this issue.

4.
İnfertilite Tanısıyla Laparoskopi ve Histereskopi Yapılan Hastaların Sonuçları ve Demografik Analizleri
Diagnosed with infertility patients who underwent laparoscopy and hysteroscopy results and demographıc analysis
Özhan Özdemir, Ezgi Erdoğan Güngöl, Oğuz Yücel, Deha Denizhan Keskin, Seda Keskin
Sayfalar 2461 - 2466
Amaç: İnfertilite nedeniyle laparoskopi ve histeroskopi uygulanan hastaların dağılımını çıkarmak, operasyon sonuçlarını değerlendirmek, demografik analizlerini yapmak ve infertilitede endoskopik operasyonların önemini saptamak.
Materyal ve Metod: İnfertilite ünitesine başvuran ve infertilite tanısıyla 2008 - 2011 tarihleri arasında laparoskopi ve histeroskopi uygulanan 495 primer infertil ve 170 sekonder infertil hasta retrospektif olarak incelendi. Opere edilen hastaların yaş, infertilite tipi, infertilite süresi, erkek faktör varlığı, laparoskopi ve histeroskopi operasyon sonuçları değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmamızda hastaların % 55.9’unda laparoskopide, % 41.3’ünde histeroskopide patolojik sonuçlar elde edildi. Laparoskopi operasyon sonuçları değerlendirildiğinde; % 44.1 hastada herhangi bir patolojiye rastlanmadı. Bilateral ve unilateral tubal oklüzyon sırasıyla hastaların % 18.7 ve % 11.6’sında saptandı. Subseröz ve intramural leiomyom % 6.8, endometriozis % 8.9 ve adezyon % 9.5 oranında saptandı. Histeroskopi operasyon sonuçları değerlendirildiğinde ise; hastaların % 58.7’sinde herhangi bir patolojiye rastlanmadı. Endometrial polip % 7.8 ve submuköz leiomyom % 2.2 oranlarında saptandı. 219 (% 33) hastada ise erkek faktörü pozitif saptandı.
Sonuç: Laparoskopi ve histeroskopi infertilite etyolojisini saptamada ve etyolojiye yönelik tedavide çok önemli bir basamaktır. Laparoskopi ile başta tubal faktör olmak üzere çeşitli patolojiler saptanabilmektedir. Histeroskopi ile uterin kavite patolojileri değerlendirilip tedavi edilebilmektedir.
Objectives: The aim of the study was detecting the distribution of patients who performed laparoscopy and hysteroscopy because of infertility, assessing the results of operations, making the demographic analysis, and determining the importance of endoscopic operations.
Methods: Between the years of 2008 – 2011, after laparoscopy and hysteroscopy application, the 495 primary and 170 secondary infertile patients with primary infertility were retrospectively analyzed..Following operations, patients were examined in terms of age, duration and type of infertility, presence of male factor and the results of laparoscopic and hysteroscopic surgery.
Results: . In our study pathological results were obtained in 55.9 % of patients in laparoscopic operations and 41.3 % of patients in hysteroscopic operations. According to the results of laparoscopic operations 44.1 % of patients were found to be normal. Bilateral and unilateral tubal occlusion was detected in 18.7 % and 11.6 % of patients respectively. The detection rate of myoma uteri was 6.8 %, endometriosis was 8.9 % and adhesion was 9.5 %. According to the results of hysteroscopic operations, 58.7 % of patients were found to be normal. The rate of endometrial polyp was 7.8% and the rate of submucous fibroid was 2.2 %. Male factor was positive in 219 (33 %) patients.
Conclusions: Laparoscopy and hysteroscopy are quite important steps in determining the etiology of infertility and treatments. Various pathologies, especially tubal factor,can be detected by laparoscopy. The uterine cavity pathologies can be evaluated and treated by hysteroscopy

5.
Over Kistlerinin Transvajinal Yolla Basit Drenaji: Klinik Deneyimlerimiz
The Simple Drainage of Ovarian Cysts By Means of Ultrasound Guided Transvaginal Approach: Our Clinical Experiences
Mehmet Guney, Ilker Gunyeli, Onder Kaplan, Tamer Mungan
Sayfalar 2467 - 2471
AMAÇ: Ultrasonografi’nin (US) kullanımı ile hastalarda asemptomatik ovaryan kistlerin tanısı daha kolaylaşmıştır. Tedavide birçok alternatif vardır. Çalışmamızda Transvaginal US eşliğinde aspirasyon yapılan basit over kistlerinin sonuçları incelenmiştir.
YÖNTEMLER: Kliniğimize başvuran hastalarda ovaryan kist tanısı konulan 44 hasta çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: 44 hastadan 21 hastaya tanı anında kist aspirasyonu uygulandı. Kalan 23’ü direkt aspirasyondan önce, ilk seçenek olarak basit izlemi tercih ettiler. Bunların 3’ünde spontan gerileme gözlendi. Çalışmamızda takip edilen kistlerin ortalama çapı 5.2±1,7 cm olarak bulundu. Ayrıca, 41 hastanın %65,8’de over kistinin tekrarlamadığı, sadece %26.8’de kistlerin tekrarladığı görüldü. Takip sırasında 5 hastada (%45.4) ovaryan kistinin tekrar oluştuğu gözlendi. Sonuç olarak tüm hastaların %14.6’sında laparoskopi gereksinimi oldu.
SONUÇ: Son dönemlerde transvajinal ultrason eşliğinde transvajinal kist aspirasyonu, maliyet, morbidite ve mortalitede de ciddi azalma sağlaması nedeniyle güvenilir bir alternatiftir.
OBJECTIVE: With the use of the ultrasonography, the diagnosis of asympthomatic ovarian cysts is easier now. There are many alternative treatments for ovarian cysts. In this study the results of the simple ovarian cysts which were performed transvaginal aspiration accompained by ultrasound were evaluated.
METHODS: Fourty four patients who applied to our clinic with ovarian cysts diagnosis were included in our study.
RESULTS: Cyst aspiration was performed to 21 of 44 patients at the diagnose. The remaning 23 patients preferred expectant management before aspiration treatment. Spontan regression was seen in three of which cases. The average diameter of cysts which are fallowed in our study was founded as 5.2±1,7 cm. Also, no relapse was seen in 65.8 percent of 41 patients and relapse was only seen in 26.8 percent of 41 patients. During the monitoring period it was observed that in 5 cases (45.4 percent) relapse was seen after a second aspiration. Finally, laparoscopy was required for 14.6 percent of all patients.
CONCLUSION: Recently, ultrasound guided transvaginal cyst aspiration is a reliable alternative because it enables a serious reduction in the costs, morbidity and mortality rate.

6.
Termde fetusta akrani
Acrania in term fetus
İlker Kahramanoğlu, Merve Baktıroğlu, Fatma Ferda Verit
Sayfalar 2472 - 2475
Fetal akrani, kraniyal çatı kemiklerinin kısmi veya tam yokluğu ile karakterize, nadir görülen,yaşam şansı çok düşük olan konjenital bir patolojidir. Takipsiz gebelerde ve tanısı konup terminasyon istemeyen hastalarda maternal invazif girişimin ve aileye psikolojik zararın arttığı, maliyetin yükseldiği göz önünde tutulmalıdır.
2. trimesterde fetal akrani tanısı konulup terminasyon önerilen, aile olarak terminasyonu kabul etmeyen, miadında normal doğum yapan gebe sunulmuştur.
Acrania is a rare fetal malformation, characterized by abnormal development of the calvarium with a large mass of disorganized brain tissue. Early diagnosis of acrania is important for determining the necessity to terminate the pregnancy and also to decrease the negative psychological and financial effects on patients and doctors.
In this report, we present a case of term acrania, diagnosed in second trimester, refused termination because of religious beliefs.

7.
Spontan Abort Materyallerinin Sitogenetik Analizinde Sık ve Nadir Görülen Sayısal Anomaliler: 10 yıllık Deneyimin Sunumu
Cytogenetic Analyses of Spontaneous Abortion Materials Revealed Frequently Noted and Rarely Noted Numerical Abnormalities: Reporting Of the Ten Years Experience
Meral Yirmibes Karaoguz, Gulsum Kayhan, Elif Pala, Aysegul Ozturk Kaymak, Aydan Biri
Sayfalar 2476 - 2481
Amaç: Spontan abort materyallerinde belirlenen kromozomal anomaliler on yıllık döneme aittir. Belirlenen anomalilerin özellikleri, anne yaşı ve gebelik kayıp sayılarının detayları tartışılmaktadır.
Gereç ve yöntemler: İki ayrı flaskta primer doku kültürü kurulmuş ve sitogenetik analizler Giemza bantlama sonrası yapılmıştır..
Bulgular: Genetik Tanı Merkezimize sitogenetik analiz amacıyla 1046 abort materyali refere edilmiş ve bunlardan 1016’sında doku kültürü başarılı olmuştur (%97.1). İkiyüzoniki olguda (%20.1) kromozomal anomali belirlenmiş, bunlardan otozomal trizomi saptanan 117 (%55.2) olgunun 57’sinde ise anne yaşının 35’den büyük olduğu gözlenmiştir. Literatür ile uyumlu olarak en sık trizomi 16 rapor edilmiştir (22 olguda). İkili ve üçlü anöploidiler 12 olguda (%5.7) analiz edilirken, sırasıyla 27 (%12.7) olguda ve 40 (%18.9) olguda ise monozomi X ve poliploidi belirlenmiştir. Altı olguda ise hem poliploidi hem de anöploidi saptanmış; bunların içinde triploidiye daha fazla oranda trizomi 7’nin eşlik ettiği görülmüştür Tekrarlayan gebelik kaybı olan sekiz olgunun refere edilen abort materyalerinde tekrarlayan trizomiler ve poliploidiler saptanmıştır. Yapısal anomali 8 olguda görülmüş, bunlardan dört tanesinin dengesiz kromozomal yapıda olduğu belirlenmiştir. Normal karyotiplerin içinde 94 tanesi XY iken, 710 olguda abort materyalinin muhtemelen anne desidual doku ile kontamine olmasına bağlı olarak XX karyotipi rapor edilmiştir.
Sonuç: Konvansiyonel karyotipleme abort mateyalerindeki sitogenetik anomalilerin değerlendirilmesinde halen çok önem taşımaktadır.
Objective: Chromosomal abnormalities detected in spontaneous abortion materials were obtained in last ten years period. Details of anomalies, maternal ages and number of pregnancy losses were discussed.
Material and Methods: Cultivation performed from two primer separate flasks and cytogenetic analyses were made via Giemsa banding.
Results: 1046 abortion materials were referred to our Genetic Center for cytogenetic analysis and 1016 cases cultured successfully (97.1%). Chromosomal abnormalities were detected in 212 (20,1%), and number of single autosomal trisomies was 117 (55,2%), among them in 57 cases mothers were older than age of 35. The most common trisomy was 16 (in 22 cases) concordant with the literature. Double and triple aneuploidies were detected in 12 cases (%5,7), monosomy X and polyploidy were found in 27 (12,7%) and 40 cases (18,9%), respectively. Poliploidic aneuploidies were determined in 6 cases with predominantly trisomy 7 plus triploidy. Eight women with previous abnormal karyotypes had an additional abnormality confirmed with their next pregnancies, noted trisomies and poliploidies. Structural abnormalities were detected in 8 cases, and 4 of them were unbalanced. Normal XY karyotypes of the abortion materials were 94, while XX karyotypes were in a huge number, 710, because of the probable contamination of the maternal decidua.
Conclusion: Conventional karyotyping still has high importance to evaluate the cytogenetic abnormalities of the abortion materials.

8.
Laparoskopik Kayıp Ekstrauterin RİA’ların Çıkarılması: Altı Olgu Sunumu.
Laparoscopic Removal of Extrauterine Mislocated IUDs: Report of Six Cases.
Bahadır Saatlı, Turab Janbakhishov, Recep Emre Okyay, Erbil Doğan, Murat Celiloğlu
Sayfalar 2482 - 2485
Rahim içi araçlar (RİA) geri dönüşümlü kontrasepsiyon yöntemlerinden biri olarak yaygın kullanılmaktadır. RİA’ların maliyeti düşüktür ve bir kere takıldıktan sonra uzun süre koruyabilmektedir. Dolayısıyla, bu korunma yöntemi bütün dünyada en çok kullanılan yöntemlerden sayılmaktadır. Bu yayında, laparoskopik olarak karın boşluğundan kayıp RİA başarılı bir şekilde çıkarılan altı olgu sunulmuştur. Beş olguda RİA’lar minimal bir yapışıklık oluşturarak veya organlara zarar vermeden sadece omentuma gömülü bir şekilde tespit edilmiştir. Bir olguda ise RİA takılırken uterin perforasyon sonucunda uterusa gömülüyken izlenmiştir. Bütün RİA’lar omentumdan ve uterustan başarılı bir şekilde laparoskopik olarak çıkarılmıştır. Kayıp ekstrauterin RİA’ların çıkarılmasında laparoskopik cerrahi birinci ve güvenli bir yöntem olarak kabul edilebilir.
The intrauterine device (IUD) is a widely used method of reversible contraception. It is a cheap method and could be used over many years when inserted. So, it is still one of the most popular methods throughout the world. Our goal is to report six cases successfully treated by laparoscopy with the lost IUD in abdominal cavity. In five cases, IUDs were found to be embedded in the omentum with minimal adhesions or without any adhesions to viscera. And in one, there was a uterine perforation during the insertion of IUD. All IUDs were extracted from the omentum and the uterus without any difficulty, by laparoscopy. Laparoscopy is the first and the safety choice of surgery in most of the cases when removal is intended.

9.
Medikal ve cerrahi tedaviye dirençli bir hair-an sendromu: olgu sunumu
Hair- An Syndrome resistant to both medical and surgical Treatment. A case Report
Egemen Harun Tolunay, Evren Koçbulut, Salih Taşkın, Korhan Kahraman, Fırat Tülek, Murat Sönmezer
Sayfalar 2486 - 2489
HAIR-AN sendromu; hiperandrojenizm, insulin rezistansı ve akantozis nigrikans ile karakterize bir endokrinopatidir. Bu sendromun primer patofizyolojik bozuklukları hiperandrojenizm ve insulin rezistansıdır, akantozis nigrikans ise bu patolojilere eşlik eden cilt değişiklikleridir. Bu makalede 10 yıldır polikistik over sendromu ile beraber olan ve medikal ve cerrahi tedaviye dirençli olan bir HAIR-AN sendromu sunulmuştur.Her türlü tedaviye rağmen gerilemeyen hiperandrojenizm olgusunda;ilk olarak overyan wedge rezeksiyon uygulanmış olup şiddetli hiperandrojenizmin devam etmesi üzerine medikal endokrinoloji ile ortak karar alınarak bilateral salpingooferektomi yapılmış ve gelecekteki doğurganlığı korumak için çıkarılan over dokusu dondurulmuştur. Overyan kriyo endikasyonları içerisinde literatürde ilk tanımlanan vaka olması açısından bu olgu önem arzetmektedir.
HAIR-AN syndrome is an endocrinopathy which has characteristics of hyperandrogenism, insulin resistance and acanthosis nigricans.In this syndrome the primary pathophysiological disorder is hyperandrogenism and insulin resistance, acanthosis nigricans is a skin modification to these pathologies.In this article a 10 year old medical and surgical treatment resistant HAIR-AN syndrome with polycystic over disease is represented. Despite to all medical treatment methods no regression was seen because of this ovarian wedge’s resection is performed first.After this operation, severe hyperandrogeny continued as a result of this associated decision taken with medical endocrinology and salpingo-oophorectomy is performed.Her ovarian tissues are cryopreserved to conserve her fertility for future.In the indications of ovarian cryoperservation this case is first in the literature which makes this case an important case.

10.
Ektopik Gebelikte Risk Faktörleri
Risk Factors for Ectopic Pregnancy
Hülya Dede, Mesut Kayman, İlhan Arslanpençe, Faruk Suat Dede, Orhan Gelişen
Sayfalar 2490 - 2495
AMAÇ: Ektopik gebeliklerde risk faktörlerini ortaya koymak


YÖNTEMLER: Ektopik gebelik ön tanısı ile hastaneye yatırılan 68 olgu çalışma kapsamına alındı. 25 normal intrauterin gebelik olgusu ile 25 missed abortus olgusu ise kontrol grubunu oluşturdu. Olası riskler belirlenerek, gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı.
BULGULAR: Ektopik gebelik ve kontrol grupları arasında gebelik sayısı ve spontan düşük sayısı açısından istatistiksel anlamlı bir fark saptanmazken, parite ve indüklenmiş düşük ise ektopik gebelik grubunda daha fazla bulundu. Ektopik gebelik grubunda %7,4’ü primer ve %5.9’u sekonder olmak üzere %13.3 olguda infertilite öyküsü saptanırken, kontrol grubunda bu oran %2.2 idi ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Geçirilmiş sezeryan oranı ektopik gebelik grubunda %22.1 iken, kontrol grubunda %13.3 olarak tespit edildi. Sezeryan dahil geçirilmiş laparotomi öyküsü ektopik gebelik grubunda %42.6 oranında iken, kontrol grubunda %20 olarak tepit edildi. Ektopik gebelik grubunda rahim içi araç (RIA) kullanan olgular %29.4 iken, kontrol grubunda bu oran sadece %2.2 olarak bulundu. Tanı aldığı anda RIA’sı olan olgulara son bir yıl içinde çıkarılmış RIA öyküsü olanlar eklendiğinde iki grup arasındaki anlamlı farklılığın devam ettiği ve ektopik gebelik grubunda %47,1’lik RIA öyküsüne karşın kontrol grubunda bu oranın %22.2’de kaldığı saptandı.

SONUÇ: Sezeryan dahil laparotomi öyküsü, infertilite öyküsü, indüklenmiş düşük ve RIA kullanımı artmış ektopik gebelik riski ile birlikte iken, gebelik sayısı ve spontan düşük ile ektopik gebelik arasında anlamlı bir ilişi mevcut değildir.
OBJECTIVE: To determine the risk factors for ectopic pregnancy
METHODS: 68 patients with the diagnosis of ectopic pregnancy were included in the study. 25 cases of normal pregnancy and 25 cases of missed abortion were used as controls. Possible risk factors were identified and compared statistically between the two groups.
RESULTS: Statistically significant difference was found between the two groups in terms of parity and induced abortions, however no difference was determined in terms of total number of pregnancies and spontaneous abortions. The ratio of patients having a history of primary and secondary infertility was 7.4% and 5.9% respectively in the study group, whereas history of infertility was only found in 2.2% of patients in the control group. Rate of cesarean section was 22.1% in the ectopic pregnancy group and found to be 13.3% in the control group. History of a previous laparotomy including cesarean section was found in 42.6% of the study group and in 20% of the control group. Intra-uterine device (IUD) use was documented in 29.4% of cases in the ectopic pregnancy group, whereas the use of an IUD was observed only in 2.2% of the control group. Including the cases of IUD users whose IUD were removed in the past year, this statistically significant difference was continued between the two groups while it was 47.1% in the study and was only 22.2% in the control group.
CONCLUSION: History of laparotomy including cesarean section, infertility, induced abortion and use of IUD was related with a higher risk of ectopic pregnancy. There is no significant relationship between the total number of pregnancies, spontaneous abortion and ectopic pregnancy.

11.
CASE REPORT: Scar endometriosis formation after incisional hernia repair
Halis Özdemir, Dilek Kalkan, Funda Arpacı Ertuğrul, Aysel Çolak, Cemal Reşat Atalay, Sezer Kulaçoğlu, Ömer Ferit Saraçoğlu
Sayfalar 2496 - 2499
Endometriosis is defined as the presence of functional endometrial tissue outside the uterine cavity. Incisional endometriosis is the settling of endometrial tissue on incision lines mostly after gynecologicalor obstetrics operations. The frequency of scar endometriosis development after cesarean section is between %0,003-0,4. A 41 years-old woman that has cyclic pain and palpable mass after a cesarean section site incisional hernia repair is hereby presented.The ultrsonographical (USG) and magnetic resonance imaging (MRG) findings supported the diagnosis of endometriosis and the pathological assessment after total excision verified the diagnosis.

12.
Effects of selenium supplementation on sFlt-1, GPx level and the PAI1/PAI2 ratio in the pregnant women
Mina Mosavi, Majid Ghayour, Shabnam Mohammadi
Sayfalar 2500 - 2506
OBJECTIVE: Preeclampsia is a hypertensive disorder of pregnancy, which is associated with increased maternal and prenatal morbidity and mortality. Oxidative stress associated with preeclampsia may be consequence of reduced antioxidant defense pathways that might involve inadequate glutathione peroxidase (GPx), perhaps linked to reduced selenium availability. The soluble fms-like tyrosine kinase-1 (sFlt-1) contribute to endothelial dysfunction maybe partially responsible for the clinical manifestation of preeclampsia. Furthermore, elevated plasminogen activator inhibitor-1 (PAI-1) and decreased plasminogen activator inhibitor-2 (PAI-2) are found in preeclamptic women. Hence, the PAI1/ PAI2 ratio maybe a predictor of preeclampsia. The objective of this study was to evaluate the effects of selenium supplementation on sFlt-1, GPx activity and the PAI1/PAI2 ratio in pregnant women.
METHODS: A total of 166 high- risk pregnant women in the first trimesters of pregnancy were selected and randomly allocated to either selenium or placebo. The selenium group received 100μg/day selenium as a selenium-yeast tablet for six months. The placebo group received a placebo yeast tablet for the same period. At the beginning of the trail and at the term, blood samples were collected and the levels of sFlt-1, PAI-1, PAI2 and GPx were measured in blood serum and plasma.
RESULTS: Serum selenium concentration was increased in the selenium group from the first to the third three mister, but was unchanged in placebo group.The results showed that sFlt-1 had significantly increased in both groups by the end of the gestation, and Selenium supplementation had no significant effect on Selenium group (P>0.05). GPx activity increased in the selenium treatment group after supplementation compared to the control group (P<0.05). The PAI1/PAI2 ratio was not significantly different between the two groups (P>0.05).
CONCLUSION: Selenium intake in the second and third trimester of pregnancy increased GPx activity but did not influence sFlt-1 level nor the ratio of PAI1/PAI2 in the serum.



 

 
 

Online Kongre Hizmetleri
Kongre Web Sitesi
Bildiri Özeti Toplama ve Değerlendirme
Online Kayıt ve Konaklama
Elektronik Poster (e-poster)
Video Podcast, WebCast
Bilimsel Program Düzenleyici
Bildiri Özeti ve Tam Metin CD'leri
 

Online Kurumsal Hizmetler
Dernekler İçin Web Siteleri
Hakemli Dergiler İçin Online Makale Toplama
   ve Değerlendirme

Uluslararası Dizin Danışmanlığı
PubMed®, LinkOut® Hizmetleri
Online Çalışma Grupları
 

Referans
Çalıştığımız Online Hakemli Dergiler
Destek Verdiğimiz Kongreler
Yazarlar İçin Teknik Bilgiler

İletişim
Bize Ulaşın
LookUs

 
 
1999 - 2019 © LookUs Scientific

Bu sitede sözü edilen uygulamalara ait teknoloji, uygulama metodu, ekran görünüşleri; ticari marka, ticari görünüm, kanun dışı rekabet ve başka kanunlarca; yerel ve uluslararası copyright düzenlemeleri ile korunmuştur. Site üzerindeki herhangi bir metin ve imaj LookUs Bilişim Hizmetleri Ltd.'nin açık ve net izni olmadan kopyalanamaz veya dağıtılamaz.
Metinler ve şekiller içinde geçen gerçek şirket ve ürün adları, ilgili firmaların ticari markaları olabilir.